
Eti : 1962 de kurulan Eskişehir'in bisküvi kokan hikayesi
Eskişehir’in Bisküvi Kokan Hikâyesi
Bir fabrikanın, bir ailenin ve Firuz Kanatlı’nın hayalinden doğan ETİ
Bazı şehirlerin bir kokusu vardır.
İstanbul’un denizidir belki.
Bursa’nın kestanesidir.
Eskişehir’in ise bir dönem bisküvi koktuğu söylenir.
Çünkü şehrin içinde, yerleşim alanlarına oldukça yakın bir yerde yükselen küçük bir fabrika vardı.
Ve rüzgâr şehir yönüne estiğinde, Eskişehir’e bisküvi kokusu yayılırdı.
Bu yalnızca güzel bir anı değil. Aynı zamanda bir şehrin sanayileşme hikâyesinin kokusuydu.
Bugün Türkiye’nin en bilinen gıda markalarından biri olan ETİ’nin hikâyesi, 1960’ların başında Eskişehir’de başladı. Ama hikâyenin başlangıcında dev fabrikalar, yüzlerce çalışan ya da bugünün devasa üretim tesisleri yoktu.
Bir adam, bir fikir ve kendi elleriyle çizdiği bir fabrika vardı.
O adam Firuz Kanatlı’ydı.
### Önce un, sonra bisküvi
Kanatlı ailesinin Eskişehir hikâyesi aslında ETİ’den önce başlamıştı.
Aile Gümülcine’den Türkiye’ye göç etmiş, değirmencilikle uğraşarak Eskişehir’e yerleşmişti. Firuz Kanatlı da eğitimini tamamladıktan sonra ailesinin un fabrikasında çalışmaya başladı.
Fakat başka bir şey yapmak istiyordu.
Bisküvi.
Rivayetten öte, kendi hayat hikâyesinde de anlattığı üzere bu fikir askerliği sırasında aklına gelmişti. Askerlik dönüşünde düşüncesini işe dönüştürmek için çalışmaya başladı.
1961 yılına gelindiğinde artık fikir kâğıt üzerindeydi.
Daha doğrusu, fabrikanın çizimleri kâğıt üzerindeydi.
Firuz Kanatlı'nın kendi elleriyle çizdiği fabrika, bugün dev bir sanayi grubuna dönüşecek hikâyenin ilk sahnesiydi.
Markanın adı önce ETİ değildi
Bugün kulağımıza son derece doğal gelen “ETİ” adı, ilk seçenek değildi.
Bisküvi markası için düşünülen ilk isim *Bal*dı.
Sonunda “ETİ” isminde karar kılındı.
İsim, Anadolu'nun kadim Hitit uygarlığına gönderme yapıyordu. Markanın görsel kimliğinin temelinde de Hitit Güneşi yer aldı.
Burada ilginç olan yalnızca ismin kendisi değil.
1960'ların başında Eskişehir'de yeni bir bisküvi fabrikası kuran bir girişimcinin, markasına Anadolu'nun binlerce yıllık geçmişinden bir isim ve sembol seçmesi.
Bugün “marka hikâyesi” dediğimiz şeyin çok erken bir örneğiydi belki de.
Bir ürün satmaktan fazlasını yapıyordu.
Bir isim seçiyordu.
Bir hikâye seçiyordu.
Bir hafıza seçiyordu.
20 Ocak 1962
Temeller 1 Nisan 1961'de atıldı.
Ve 20 Ocak 1962'de ETİ Bisküvi Fabrikası üretime başladı.
İlk yıllarda bugünkü dev tesisleri düşünmek mümkün değildi. Fabrikada yaklaşık 20 çalışan vardı. İlk ürünler arasında Finger, Marie, Kremalı, Sable ve Bademli gibi bisküviler bulunuyordu.
Bir şehirde yeni bir fabrika açılmıştı.
Fakat kimse bunun yıllar sonra Türkiye'nin en tanınan markalarından birine dönüşeceğini bilmiyordu.
1965'te yeni fırının devreye girmesiyle kapasite arttı.
1967'de ise çok daha büyük bir sıçrama geldi.
Günlük üretim kapasitesi üç katına çıkarılarak 24 tona ulaştı.
Firuz Kanatlı bu dönemi daha sonra **“Eti’nin ses duvarını aştığı”** dönem olarak anlatacaktı.
Eskişehir'in markası artık yavaş yavaş Türkiye'nin markasına dönüşüyordu.
Bir çocuğun gözünden fabrika
ETİ'nin hikâyesini yalnızca rakamlarla anlatmak mümkün değil.
Çünkü fabrikanın içinde büyüyen bir çocuk da vardı:
Firuzhan Kanatlı.
Firuz Kanatlı'nın oğlu Firuzhan Kanatlı, babasının kurduğu fabrikanın ilk yıllarına çocuk yaşta tanıklık etti. Yıllar sonra verdiği bir röportajda, fabrikanın o dönemde Eskişehir'in yerleşim alanlarına çok yakın olduğunu anlatacaktı.
Ve o cümle, ETİ tarihinin belki de en güzel cümlelerinden biri olarak kaldı:
*Eskişehir rüzgâr şehir yönüne estiğinde bisküvi kokardı.*
Düşünün.
Bugün koca bir sanayi kuruluşu olarak bildiğimiz ETİ, bir zamanlar şehirde yaşayan insanların günlük hayatının içindeydi.
Fabrikanın kokusu sokağa karışıyordu.
Çocuklar o kokuyla büyüyordu.

Ve Eskişehir, bir süre gerçekten de “bisküvi kokan şehir” olarak anılıyordu.
ETİ yalnızca bisküvi üretmedi
1960'ların sonuna doğru üretim büyüdü.
1974'te ilk ihracat gerçekleşti.
1978'de Bozüyük'te Etimek fabrikası faaliyete geçti.
Aynı yıllarda ETİ'nin makine üretimi konusundaki çalışmaları da kurumsal bir yapıya kavuşmaya başladı.
Yani ETİ'nin hikâyesi yalnızca “bisküvi yapıp satmak” değildi.
Kendi makinelerini geliştiren, üretim teknolojisine yatırım yapan, yeni ürünler deneyen bir sanayi kültürü ortaya çıkıyordu.
Bu yönüyle ETİ, Eskişehir'in yalnızca tüketim kültüründe değil, üretim kültüründe de önemli bir yer tuttu.
“Bir bilmecem var çocuklar…”
Sonra başka bir şey oldu.
ETİ artık yalnızca raflarda görülen bir marka olmaktan çıktı.
Televizyona girdi.
Çocukların dünyasına girdi.
Ve bir reklam müziği, markanın hafızaya yerleşmesinde büyük rol oynadı:
**“Bir bilmecem var çocuklar…”**
Bir kuşağın çocukluğu için bu birkaç kelime, bir reklamdan çok daha fazlasıydı.
Markalar bazen logolarıyla hatırlanır.
Bazen ambalajlarıyla.
Bazen kokularıyla.
ETİ ise bunların hepsini yaptı.
Firuz Kanatlı'dan Firuzhan Kanatlı'ya
Firuz Kanatlı, yıllar içinde kurduğu yapıyı çocuklarına devretti ve yönetimden çekildi.
Oğlu Firuzhan Kanatlı ise fabrikanın içinde büyüyen çocuktan şirketin yönetiminde söz sahibi olan ikinci kuşağa dönüştü. 2011'de yapılan bir söyleşide, ETİ'nin 50 yıllık hikâyesine içeriden tanıklık eden isim olarak babasının kurduğu fabrikanın değişimini anlatıyordu.
Böylece ETİ'nin hikâyesi yalnızca bir girişimcinin hikâyesi olmaktan çıktı.
Bir aile hikâyesine,
bir Eskişehir hikâyesine,
hatta Türkiye'nin sanayileşme hikâyelerinden birine dönüştü.
Küçük bir fabrika, büyük bir hafıza
Bugün ETİ'nin üretim tesisleri yüz binlerce metrekarelik alanlara yayılıyor.
Ama markanın hafızasındaki en önemli görüntülerden biri hâlâ 1961'e ait:
Genç Firuz Kanatlı.
Bir fabrika.
Bir çizim.
Bir hayal.
Ve henüz kimsenin ne kadar büyüyeceğini bilmediği küçük bir bisküvi işletmesi.
Belki de bütün büyük markaların başlangıcında buna benzer bir şey vardır.
Büyük fabrikalarla başlamazlar.
Önce birinin kafasında başlarlar.
Sonra bir kâğıda çizilirler.
Ardından bir binaya dönüşürler.
Sonra insanların hayatına girerler.
Ve eğer başarılı olurlarsa, bir süre sonra artık yalnızca bir şirketin değil, **bir şehrin hafızasının parçası olurlar.**
ETİ'nin Eskişehir'deki hikâyesi tam olarak böyle.
Bugün eski bir ETİ ambalajına baktığımızda yalnızca bir bisküvi paketine bakmıyoruz.
Bir döneme bakıyoruz.
Eski fabrika fotoğrafına baktığımızda yalnızca bir binayı görmüyoruz.
Eskişehir'in sanayi geçmişini görüyoruz.
Firuz Kanatlı'nın fotoğrafına baktığımızda ise yalnızca bir iş insanını değil, **bir şehrin geleceğini kendi elleriyle çizmeye çalışan bir adamı** görüyoruz.
Ve belki de bu yüzden ETİ'nin Eskişehir hikâyesinin en güzel cümlesi hâlâ aynı:
Bir zamanlar rüzgâr estiğinde,
Benim çocukuğumda Eskişehir bisküvi kokardı.





