Eskişehir'de Çerkes Kültürü Neden Turizmin Bir Parçası Değil
Gündem13 Ekim 2026 95 kez görüntülendi

Eskişehir'de Çerkes Kültürü Neden Turizmin Bir Parçası Değil

Eskişehir'de kök salmış Çerkes kültürünün şehir hikâyesinde neden daha görünür olmadığını, Kars deneyiminden yola çıkarak sorgulayan bir yazı.

E
Eskişehir.live
Şehir Editörü

Ben bir Çerkes'im. Bunu özellikle söylüyorum; çünkü bu yazıyı dışarıdan bir gözlemci olarak değil, kendi kültürünün içinde büyümüş biri olarak yazıyorum.

Pşınenin sesini, Kafkas danslarının ritmini, soframızın vazgeçilmezlerini; hampalı, Çerkes peynirini, Çerkes tavuğunu bilirim. Xabze'nin yalnızca birkaç gelenekten ibaret olmadığını; bir görgü, bir davranış ve bir hayat anlayışı olduğunu da bilirim.

Eskişehir'de bu kültürün izlerini görmek zor değil. Çerkes aileleri var, köylerimiz var, derneklerimiz var, düğünlerimiz, yemeklerimiz, müziğimiz, danslarımız var. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızamız var. Kısacası Çerkes kültürü Eskişehir'de var. Hem de öyle sonradan gelip birkaç etkinlikle görünür olmuş bir kültür değil: 19. yüzyıldan bu yana bu coğrafyada yaşayan, kök salan, köyler kuran ve Eskişehir'in toplumsal dokusuna karışan büyük bir Kafkas mirasından söz ediyoruz.

Peki o zaman insan ister istemez soruyor: Neden bu kültür Eskişehir'in şehir hikâyesinin daha görünür bir parçası değil?

Bu soruyu bana Kars sordurdu

Geçen yıl Kars'a turist olarak gittiğimde, şehre biraz farklı bir gözle bakmaya başladım. Bir şehrin tarihinin ve kültürünün turizmin içine nasıl taşınabildiğini gördüm. Bazen bir yemek yalnızca yemek değildi; yanında bir müzik, bir hikâye, bir gelenek ve bir atmosfer vardı. İnsan yalnızca bir restorana girip yemek yemiyor; o şehrin kültüründen bir parçayı deneyimliyordu.

Ben de orada ister istemez Eskişehir'i düşündüm: Biz niye yapmadık?

Aslında Eskişehir'in yapmadığı bir şey de değil. Eskişehir, farklı kültürlerin bir arada yaşadığı ve bazı kültürel değerleri şehir kimliğinin parçası haline getirmeyi başardığı bir şehir. Bunun en güzel örneklerinden biri Kırım Tatar kültürü. Bugün Eskişehir'e gelen birine "Bu şehirde ne yenir?" diye sorsanız, cevapların başında çibörek gelir. Çibörek artık yalnızca bir Tatar yemeği değildir; Eskişehir'in gastronomik kimliğinin bir parçasıdır. Göbete de bu mutfağın önemli lezzetlerinden biridir.

Yani Eskişehir aslında bize bir kültürün şehir hayatına nasıl karışabileceğini zaten gösterdi. Bir yemek o kültürün taşıyıcısı olabilir, bir gelenek şehir deneyiminin parçası olabilir, bir kültürel miras turizme değer katabilir. O halde neden aynı şeyi Çerkes kültürü için de düşünmeyelim?

Eskişehir'de Çerkes Kültürü Neden Turizmin Bir Parçası Değil  - görsel 1

Mesele yeni bir kültür yaratmak değil

Burada yeni bir dernek kuralım, yeni bir kültür evi açalım demiyorum. Çünkü zaten var. Odunpazarı'nda Kafkas kültürünü yaşatan bir dernek var; yıllardır kültürünü koruyan, etkinlikler yapan, dansını, müziğini, geleneklerini sürdüren insanlar var. Dolayısıyla ortada boş bir alan yok; tam tersine güçlü bir kültürel birikim var. Benim söylediğim şey başka: Bu birikimi biraz daha şehrin içine taşıyalım.

Çerkesler kültürlerini bugüne kadar ailelerde, köylerde, derneklerde, düğünlerde, sofralarda, müzikte ve dansta korudu. Bu sayede kültür bugüne kadar taşındı. Ama kültür yalnızca korunarak değil, yaşatılarak da devam eder; bazen yaşatmanın yolu onu daha fazla insanla buluşturmaktır. Çerkes kültürü yalnızca Çerkeslerin kendi çevresinde yaşadığı bir kültür olarak kalmasın. Eskişehirli de tanısın, şehre gelen turist de tanısın. Bir restoranda, bir şehir etkinliğinde, bir gastronomi buluşmasında karşısına çıksın. Bir kültür rotasının parçası olsun.

Bu şehir de çibörek kadar hampal da bilinmeli

Bence bunun en somut örneği yemek. Çünkü yemek, kültürün insanlara ulaşmasının en güçlü yollarından biri. Çibörek bunun çok güzel bir örneği: bir insan Kırım Tatarı olmak zorunda değil, Eskişehirli olmak zorunda da değil; şehre geliyor, çiböreği duyuyor, yiyor ve o lezzet zamanla Eskişehir hafızasının bir parçasına dönüşüyor.

Peki neden hampal da böyle olmasın? Çerkes mutfağının önemli yemeklerinden biri olan hampal bugün hâlâ daha çok kendi kültür çevresi içinde bilinen bir lezzet. Oysa Eskişehir'de bunu bilen, yapan ve tarifini kuşaktan kuşağa aktaran insanlar var. Benim de zaman zaman o sofraları, o yemekleri özlediğim oluyor. Ama mesele yalnızca benim özlemim değil. Asıl soru şu: Neden Eskişehir'de bir insan restorana gidip hampal yiyemesin? Neden bir turist çibörek gibi hampalı da şehrin yerel lezzetlerinden biri olarak keşfetmesin? Neden bir restoranın menüsünde çiböreğin yanında hampal da bulunmasın?

Üstelik Çerkes mutfağı yalnızca hampaldan ibaret değil. Çerkes tavuğu var. Çerkes peyniri var (özellikle isli çeşidi, kendine özgü yapımı ve görünümüyle başlı başına bir gastronomi hikâyesi). Abısta var, haluj var, şıpsı-paste var... Farklı içlerle hazırlanan hamur işleri ve evden eve değişen tarifler var. Bunların önemli bir bölümü Eskişehir'de yaşayan insanların bile yeterince tanımadığı lezzetler. Oysa burada bunları bilen insanlar var, tarifler var, hafıza var. Yani yapılması gereken yeni bir kültür icat etmek değil; var olan kültürü görünür hale getirmek.

Kafkas Gecesi: Bir sofradan fazlası

Aslında mesele yalnızca bir yemeğin menüye girmesi değil. Kars'ta gördüğüm şey, bir kültürün bütünlüklü bir deneyim olarak sunulabilmesiydi: bir mekâna giriyorsunuz, yöresel yemekler var, ama yanında müzik var, dans var, o şehrin hikâyesini anlatan bir atmosfer var. Yemek yalnızca karın doyurmak değil; o şehrin kültüründen bir parça yaşamak oluyor. Buna en güzel örneklerden biri de Kars'ta düzenlenen Kafkas Gecesi etkinlikleri.

Kafkas Gecesi dediğimiz şey aslında basit bir yemek etkinliği değil. Bir mekânın, bir restoranın ya da bir kültür salonunun Çerkes ve Kafkas kültürüne adandığı bir akşam. Sofrada hampal var, Çerkes tavuğu var, Çerkes peyniri var, abısta var, haluj var. Ama sofra yalnızca başlangıç. Akşamın ilerleyen saatlerinde pşınen sesi yükseliyor, Kafkas dansları başlıyor; hampal, şişen, kafe gibi danslar müzik eşliğinde sürüyor. İnsanlar yalnızca yemiyor; o kültürün ritmine, müziğine ve görgüsüne dahil oluyor. Xabze'nin sofra adabı, misafirperverlik geleneği, yaşlıya saygı ve sofra düzeni bu akşamın içinde kendiliğinden yaşanıyor. Yani Kafkas Gecesi bir etkinlikten çok, bütünlüklü bir kültürel deneyim.

Eskişehir'de Çerkes Kültürü Neden Turizmin Bir Parçası Değil  - görsel 2

İşte Eskişehir'de de bunun olabileceğine inanıyorum. Şehirde Çerkes mutfağını bilen aileler var, bu yemekleri yapan ustalar var, pşıne çalan müzisyenler var, dansını bilen gençler ve yaşlılar var. Bunları bir araya getirecek mekanlar — bir restoran, bir kültür evi, bir etkinlik alanı — olduğu takdirde Eskişehir'de de düzenli Kafkas Geceleri tertip edilebilir. Bir restoran akşamı Çerkes mutfağından örnekler sunabilir, peşinden Kafkas müziği eşliğinde dans gösterileri yapabilir, misafirler bu deneyimin içine davet edilebilir. Turist yalnızca yemek yemez; bir akşam boyunça Çerkes kültürünün içinde yaşar.

Üstelik bu, yalnızca bir eğlence gecesi de değil. Kafkas Gecesi, kültürün kuşaktan kuşağa aktarıldığı canlı bir mekanizma. Gençler dansı orada öğrenir, müzisyenler repertuarını orada çoğaltır, aşçılar tarifini orada paylaşır, yaşlılar anılarını orada anlatır. Bir kültürün yalnızca müzede ya da kitapta değil; akşam sofrasında, müzikte ve dansta yaşadığı yerdir. Eğer Eskişehir'de bu akşamlar düzenli hale gelirse, Çerkes kültürü yalnızca korunmuş olmaz; şehrin sosyal ve kültürel hayatının canlı bir parçası haline gelir.

Eskişehir'in kültürleri birbirinin rakibi değil

Buradaki amaç "Eskişehir'de diğer kültürler görünmüyor, şimdi Çerkes kültürü görünsün" demek değil. Tam tersine; Eskişehir'in zenginliği zaten farklı kültürlerin bir arada bulunmasından geliyor. Kırım Tatar kültürü var, Balkan kültürleri var, Manav kültürü var, Türkmen kültürü var, Çerkes ve diğer Kafkas kültürleri var... Bu kültürlerin her biri Eskişehir'in hikâyesine başka bir şey katıyor. Çibörek bunun güzel bir örneği; peki neden hampal da başka bir örnek olmasın?

Çünkü bir şehri özel yapan şey yalnızca orada ne yediğiniz ve ne içtiğiniz değildir; orada ne hissettiğinizdir. Bir yemek size bir topluluğun hikâyesini anlatabilir, bir müzik sizi başka bir coğrafyaya götürebilir, bir dans yüz elli yıl önce yaşanmış bir göçün hafızasını bugüne taşıyabilir, bir peynirin yapılış biçimi bile bir kültürün izini üzerinde taşıyabilir. İşte kültür turizmi biraz da budur: bir yere gidip yalnızca görmek değil, o yerin hikâyesine kısa bir süreliğine dahil olmak.

Neden bir Kafkas kültür rotası olmasın?

Burada yeniden bir dernek ya da kültür evi kurmaktan söz etmiyorum. Zaten var olan kültürel yapıların, insanların ve birikimin şehirle daha güçlü biçimde buluşturulmasından söz ediyorum.

Örneğin mevcut Kafkas derneği ve bu kültürün taşıyıcılarıyla birlikte gastronomi etkinlikleri yapılabilir. Hampal, Çerkes tavuğu, Çerkes peyniri ve diğer geleneksel yemekler belirli restoranlarda tanıtılabilir. Kafkas müziği ve dansları şehir etkinliklerinin bir parçası olabilir. Çerkes köylerinin ve yerleşimlerinin tarihini anlatan bir kültür rotası oluşturulabilir. Sözlü tarih çalışmaları yapılabilir. Yerel üreticiler ve yemek yapan aileler bu hikâyenin içine dahil edilebilir. Böylece kültür yalnızca bir dernek etkinliğinde kalmaz; şehre, sosyal ve ekonomik hayata da karışır.

Kültürü turizmin içine almak, onu mutlaka ticari bir gösteriye dönüştürmek anlamına gelmiyor. Doğru yapıldığında tam tersine kültürün görünürlüğünü artırıyor: gençlerin kendi kültürlerine yeniden ilgi duymasını sağlıyor, yerel üreticiye alan açıyor, yemeklerin unutulmasını engelliyor; müzisyene, dansçıya, aşçıya ve üreticiye yeni bir alan yaratıyor. Ve en önemlisi, kültürü yalnızca geçmişin bir hatırası olmaktan çıkarıp bugünün hayatının içine taşıyor. Kültür yalnızca saklanarak korunmaz; yaşatılarak korunur, paylaşılarak korunur, anlatılarak korunur ve bazen de cesaret edip şehrin ortasına çıkarılarak korunur.

Eskişehir'de Çerkes Kültürü Neden Turizmin Bir Parçası Değil  - görsel 3

Çerkes kültürü de Eskişehir turizminin bir parçası neden olmasın?

Yazının başından beri anlatmaya çalıştığım şey aslında tek bir cümleye sığıyor: Çerkes kültürü de Eskişehir turizminin bir parçası neden olmasın?

Bu soru bir isyan değil, bir talep değil. Tam tersine; Eskişehir'in zaten sahip olduğu bir zenginliği daha görünür kılmak için sorulmuş, mütevazı bir soru. Kars'a giden bir turist o şehrin kültürünü yemeğin içinde, müzikte, dansta, sokakta deneyimliyor. Eskişehir'e gelen bir turist ise çibörek dışında bu şehrin çok kültürlü mirasını pek deneyimleyemiyor. Oysa burada Çerkes kültürü canlı; derneklerde, ailelerde, köylerde, sofralarda yaşıyor. Sorun kültürün yokluğu değil; kültürün şehirle, turistle, ekonomiyle buluşmaması.

Şunu da açıkça söylemek lazım: Eskişehir'de Çerkes kültürünü yaşatan, koruyan ve kuşaktan kuşağa aktaran bir derneğimiz var. Bu dernek yıllardır kültürü tek başına omuzluyor; dansını, müziğini, geleneklerini, dilini, mutfağını ayakta tutuyor. Bu büyük bir emek ve büyük bir birikim. Ama bir derneğin tek başına üstlendiği kültürel yaşam, şehrin turizm dolaşımına girmediği sürece kendi çevresinde kalır. Kars'ta kültür yalnız derneğin değil; restoranın, otelin, festivalin, sokak etkinliğinin, turist deneyiminin de konusu. Eskişehir'de ise Çerkes kültürü şimdilik daha çok kendi topluluğunun içinde yaşıyor.

İşte bu yazının vardığı nokta burası: Derneğin taşıdığı bu kültürel birikimi şehrin turizm ve sosyal hayatıyla buluşturmak. Bir restoran Çerkes mutfağına yer açabilir, bir otel Kafkas Gecesi düzenleyebilir, bir festival Çerkes dansını sahneye taşıyabilir, bir kültür rotası Çerkes köylerini ve yerleşimlerini anlatabilir. Dernek yalnızca kendi etkinliğini yapmaktan çıkıp; şehrin gastronomi, müzik, dans ve turizm ekosisteminin bir paydaşı olabilir. O zaman Çerkes kültürü yalnızca Çerkeslerin kültürü değil; Eskişehir'in sunduğu kültürel deneyimlerden biri olur.

Çibörek bunu başardı: bir Tatar yemeği olarak başladı, Eskişehir'in gastronomik kimliğine dönüştü. Aynı şey hampal için, Çerkes tavuğu için, Çerkes peyniri için, Kafkas Gecesi için neden olmasın?

Çibörek bunun nasıl yapılabileceğini gösterdi. Şimdi aynı cesareti başka kültürler için de gösterebiliriz. Belki bir gün Eskişehir'e gelen biri hem çibörek yiyecek hem hampal. Belki "Hampal nerede yenir?" sorusu da şehirde "Çibörek nerede yenir?" kadar doğal hale gelecek. Ve belki o gün, Eskişehir'in kültürel zenginliğinin yalnızca korunmadığını, gerçekten yaşadığını söyleyebileceğiz.

Çünkü bizim kültürümüz sadece geçmişimiz değil; Eskişehir'in bugününe ve geleceğine katabileceğimiz bir değer.

Semra Alpay

Bu yazıyı paylaş

İlgili Yazılar

    base44
    Edit with Base44