
Vitrinde Avrupa, Arka Sokakta Eskişehir: "Arabasız Pazar" Sınavımız
Bir pazar günü düşünün... Ana bulvarlardan biri trafiğe kapatılmış. Asfaltın üzerinde arabalar yerine paten kayan gençler, bisiklet süren çocuklar ve rahatça yürüyen aileler var. Fotoğraflara baktığınızda Kopenhag ya da Amsterdam’dan bir kare sanabilirsiniz. "Arabasız Pazar" veya Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında uygulanan bu vizyon, kâğıt üzerinde harika duruyor.
Vitrinde Avrupa, Arka Sokakta Eskişehir: "Arabasız Pazar" Sınavımız
Bir pazar günü düşünün... Ana bulvarlardan biri trafiğe kapatılmış. Asfaltın üzerinde arabalar yerine paten kayan gençler, bisiklet süren çocuklar ve rahatça yürüyen aileler var. Fotoğraflara baktığınızda Kopenhag ya da Amsterdam’dan bir kare sanabilirsiniz. "Arabasız Pazar" veya Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında uygulanan bu vizyon, kâğıt üzerinde harika duruyor.
Ancak o şahane fotoğraf karesinden çıkıp sadece yüz metre yandaki ara sokağa saptığınızda, Eskişehir’in o sert ve yorucu gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz.
Vitrin: "Avrupa Vizyonu"
Medyaya ve sosyal ağlara yansıyan algı tam olarak şu: Çevreciyiz, yayalara öncelik veriyoruz, modern bir Avrupa şehriyiz. Etkinlik alanına giren bir vatandaş, egzoz dumanı olmadan geniş bir bulvarda yürümenin keyfini çıkarıyor. Gerçekten de şehir yaşamı koca teneke yığınlarından ibaret olmamalı. Buraya kadar her şey harika; hepimizin alkışladığı, özlediği bir şehircilik vizyonu bu. Peki ama sadece asfaltı kapatmak bizi Avrupa şehri yapar mı?
Arka Sokak: Trafik Felci ve Karbon Salınımı
Araç sayısının 400 bini aştığı, otopark kapasitesinin çoktan çöktüğü ve alternatif ulaşım ağlarının yetersiz kaldığı bir şehirde, ana damarlardan birini birkaç saatliğine keserseniz ne olur?
Arabalar buharlaşıp yok olmaz.

O arabalar, bulvara giremedikleri için daracık yan sokaklara yığılır. Normalde 5 dakikada geçilecek mesafeyi, kilitlenmiş ara sokaklarda 40 dakikada dur-kalk yaparak geçmeye çalışan yüzlerce araç... İşin ironik tarafı, "çevreci" ve "karbonsuz" bir pazar günü tasarlarken, rölantide bekleyen ve trafik kaosuna hapsolan o araçlar yüzünden şehrin göbeğine belki de normalden çok daha fazla egzoz gazı salınır.
> "Modern şehircilik, ana caddeye dubalar dizip trafiğe kapatmakla değil; vatandaşı o arabaya hiç bindirmeyecek alternatif bir ulaşım altyapısı kurmakla başlar."
Bu uygulamanın satır aralarında okumamız gereken asıl gerçekler şunlardır:
* Romantizm vs. Altyapı: Avrupa'da bir cadde trafiğe kapatıldığında, o caddenin altından geçen kusursuz bir metro ağı veya devasa "park et-devam et" (park and ride) otoparkları vardır. Bizde ise ana arteri kestiğiniz an, trafik doğrudan mahalle aralarına kusulur.
* Günübirlik Vizyon: Ayda bir gün, birkaç saatliğine yapılan bu uygulama, şehrin kalıcı ulaşım sorunlarına bir merhem değildir. Sadece güzel bir vitrin düzenlemesidir. Gerçek bir "hareketlilik" vizyonu; şehrin her mahallesini kesintisiz bağlayan, güvenli ve ayrımlı bisiklet yolları inşa etmeyi gerektirir.
* Vatandaşın Çilesi: Etkinlik alanında fotoğraf çektirenlerin neşesi, o sırada hastaneye, işine veya evine ulaşmaya çalışıp ara sokaklarda sinir krizi geçiren vatandaşın çilesiyle gölgeleniyor.
Ortada çok iyi niyetli, şehre nefes aldırmak isteyen bir çaba var, bu inkâr edilemez. Ancak "Arabasız Pazar" gibi vizyoner projelerin başarılı olabilmesi için Eskişehir'in ulaşım altyapısının bu romantizmi kaldırabilecek kadar sağlam olması gerekiyor.
Sizce bu tür uygulamalar, Eskişehir'i daha yaşanabilir bir şehir mi yapıyor, yoksa mevcut altyapı eksikliklerimizi daha mı görünür kılıyor? Yorumlarınızı bekliyoruz.





